kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2012

ZAMAN FAKİRİ



Feci şekilde zamansızım. 24 saat yetmiyor hiç bir işime; 


2 gün sonra sınavlarım var ve tek bir sayfa çalışmadım.
Hazırlamam gereken 2 albümden ilkini ancak tamamladım, fırtına hızıyla diğerini bitirmeye çalışıyorum.
İnternet sitesine fotoğrafları yüklemek bile yeterince zorluyorken bu zamansızlık içinde beni, sizi ne ara okuyayım ey sevgili kitaplar?
İstanbul'daydım geçen hafta, daha yorgunluğunu bile üzerimden atamadım üstelik...


Canım blogum, ihmal ettim biliyorum.
Koca bir bavul fotoğrafla geri döneceğim...


Pınar & Mustafa / 19 Mayıs 2012 / İstanbul

Sevgiler...

15 Mayıs 2012

BU İŞ ZOR YONCA



Değer verdiklerinin, aslında o değeri hiç hak etmediklerini anladığın an, pişmanlığını kelimelere dökmek zor.

Senin sonsuzluk saydığını mecburiyet olarak gören çok. Geriye dönüp bakmak anlamsız; bu bunu yaptı, şunu etti... Düşünmek saçma, hatırlamak zor. 

İnsan algılarını değiştirmeye çalışmak yanlış; uygunluk aramak, orta yolu bulmak gerek... Gereklilik herkese göre farklı. Göreceyi ortadan kaldırmak zor.

Herkesi mutlu etmeye çalışmak ne büyük hata. "Karşılıklı olmalı her şey" diye düşünmek yetenek gerektirir; Kalbin iyiyse, bencil olmak zor.

Sen, ölene dek mutlu yaşamaya dair ne kadar umutlu olursan ol, azla yetinebilmenin meziyet sayıldığı bir dünyada, mutlu olman çok zor.

"Güvenmek ve inanmak" miadı dolmuş, tedavülden kalmış iki kelime sadece; cümle içinde kullananı bulmak kolay, hayal kırıklığının tedavisi zor.

Havada bir sürü cümle uçuşurken; canını yakan, kalbini acıtan, inancını zedeleyen... o havayı tekrar teneffüs etmek zor.

Bu memlekette okumak, adam olmak, yaşamak, adalet aramak, geçinmek de zor... 

Zaten hayat zor...

Ciğerlerim yanıyor aldığım hava yüzünden, bir ton anlamsız cümle soludum. Hayal kırık, evde bant yok. Değer verdik, anlam yükledik diye, eksiksiz olsun her şey istedik diye, saygıda kusur etmedik, kabullendik hep diye...

- Ölelim mi şimdi biz?

- Siz?

- Hiç "sizimiz" kalmamış bizim, "ben" versek, yer misiniz?

- Yeriz...

8 Nisan 2012 / İzmir


P.S: "BU İŞ ZOR YONCA" bir Bülent Ortaçgil şarkısıdır, müthiştir. Dinleyiniz...

Saygılar...





4 Nisan 2012

KIRIK

Aklım almıyor bazı insan hallerini; 


Hararetli bir tartışmanın ortasında, konuşma sırası tam size gelmişken, anlatacaklarınız varken, nedenler sunacakken, açıklama yapacakken belki "karşınızdaki insanın sizi dinlememesi" mesela... Siz onun söyleyeceklerini sabırla dinlemişseniz bir de, o saygıyı hak ettiğini düşünmüşsünüz üstelik... Zaten tartışmanın mantığı karşılıklı olması değil mi? Ne acayip bir durum; "eşya yerine konulmak". O an vazoyum ben sehpadaki, yerdeki halı, karşıda duran televizyon gibi. Herkes yaşamış ya da yaşıyordur mutlaka. Hatta "ben saksı değilim" diye haykıran bir adet ünlümüz vardı bizim, söz verilmiyor ona hiç diye delirmişti. Adama hak vermemek imkansız gibi bir şey... 


Sonra kendini vazgeçilmez sananlar var mesela, her şeyin en iyisine layık olduğunu düşünenler ya da her şeyin en  doğrusunu ben bilirim kişileri... Yaptığı iş ondan sorulur, en son sözü o söyler, her konuda bilgisi vardır, en doğrusu hep onun yaptığıdır... Siz ağzınızı açmaya korkarsınız, fikrinizi söylemeye hakkınız yoktur, vesaire... En çekilmez insan tipi. Uzak durun, nefesinizi boşa harcamayın hiç. Einstein olsanız kar etmeyecek nasılsa...


Hep benim istediğim olsun diyenler de mevcut tabii, dünya onun etrafında dönsün isteyenler. Çevresindekilere bundan nasıl fayda sağlarım diye bakan, uğruna yaptığınız onca şeyi görmezden gelip, istediğini yapmadığınızda size anında sırtını çeviren tipler... Vefadan, dostluktan, sevgiden, saygıdan bihaber olanlar hani... Bunların kadın cinsi hiç çekilmez mesela... Onlar için "aklımın almadığı insan halleri" başlığından çok daha fazlasını düşünmekteyim ama susacağım. Lakin çok uzun zaman önce öğrendim, "bencilliğin tedavisinin olmadığını." 


Hazır "nasıl insan bunlar ya" mevzusundayken yargıçları da anmadan geçmeyeyim. Bildiğimiz yargıçlar değil bunlar ama yanlış anlaşılma olmasın. Şu sizi hiç dinlemeden etmeden, anında yargılayanlar var ya, kendine bunu görev edinmiş olanlar. İlginç tür gerçekten... Neyse ki bu türün davranış biçimi sadece tek bir kişiye özel değil. Bunlar genellikle çevrelerindeki herkese bu şekilde davranıyorlar. O yüzden fazla ciddiye almamak lazım. 


Arkasına bakmadan bırakıp gidenler hakkında hiç yorum yapmayacağım. Bununla ilgili tek bir görüntü var zaten gözlerimin önünde; Bir sokak, tam karşımda ufak bir çay ocağı, sadece çay yapmıyorlar içeride ama karşıdaki adliyeden isterlerse diye fotokopi falan da çekiyorlar, büfe görevi de var ayrıca... Sarmaşıklar sarkıyor alçak damından, kirlenmiş plastik sandalyeleri var... Neyse ne; daha bunun gibi bir çok detayı mevcut zihnimde. Üzerinden 10 yıl geçti ama hala dün gibi anımsıyorum. Çünkü bir saat boyunca gözlerimi dikip o görüntüyü izledim kımıldamadan. Soluma dönsem bırakıp gidenin arkasından bakıyor olacaktım, bakmadım. Gideceğini bildiğin birini izlemek kadar mantıksız ne olabilir ki. Sarmaşıklar yeşildi bir de, bahardı demek ki... Bu eylemi anlamsız bir insan hali olarak görmemin çok mantıklı bir sebebi var tabii ki; kırık bir aşk hikayesi değildi...


Aslında bu yazı "kırılan bir kalbin ne kadar acıyabileceği" üzerine olacaktı. Ancak sayfayı açana kadar geçen sürede, acı yerini belli belirsiz bir sızıya bıraktı. Bir süre sonra insan bu anlamsızlıklar karşısında pes ediyor çünkü. Düşünmeyi, anlam yüklemeye çalışmayı, "neden bana bunu söyledi şimdi, hak etmedim ki" diye yakınmayı bırakıyor. Sessizce kabul ediyorsun sadece, içinde silik bir umut, değişir diyorsun; "değişir dünya, değişir hayat, değişir insan..." Çünkü "değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" demiş adamın biri, sen de "haklı valla" deyip inanmışsın. Yok öyle bir dünya dostum. Huy değişmiyor, insan değişmiyor. Akıl gelişiyor belki ama içinde değişmesi gerekenlerle birlikte... "7sinde 77sinde" mevzusu da buradan çıkma zaten. Ne varsa benim atalarımda var işte...


Velhasıl; "Kalp kırılıyor ve acıyor." 
Gerçi "kırık olsa duramazdım, çıkık o" belki ama... 
Hiç emin değilim ben işte...


fotoğraf buradan ...





P.S: Bu yazıda geçen olaylar ve kişiler gayet gerçektir. Ancak ben "insan halleri" diyerek durumları fazla yüzeysel ele almış olabilirim. Zira dünyada kaç milyar insan varsa o kadar da insan hali var; "insanlar çeşit çeşit" değil mi ama? (Genellemenin "dibine vura vura"...)




Sevgiler
Saygılar

14 Şubat 2012

YER GÖK KALP


" 14 Şubat Her Yeri Kalp Figürü İle Donatma Günü" kutlu olsun!

Çakıl'dan tüm sevenlere geliyor;

"Kalplerle İmtihan"




Abartmaya gerek yok bence, bize her gün "Valentine's Day"...


Sevgiler,
Saygılar,
Kırmızı kalpler,
Kokulu öpücükler...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...